Dicle'nin Yakarışı, Mehmed Uzun


Malesef hayal kırıklığı. Açıkçası Uzun'un yazma serüvenini anlatışı romanından daha çok hoşuma gitti. Bir de yazmak çok emek isteyen bir iş ve yeteri kadar çalışan herkes belki kitap yazabilir ama yazdıklarında kendine özgü bir dil, bir lezzet oluşturmak, ıkınıp sıkınarak başarılabilecek bir şey değilmiş; onu anladım. 

Çok hevesle başladım ancak sürünerek bitirdim. 

Birincisi çok tekrar var. Çok mağdur edebiyatı, '' Biz çok ezildik, zavallıyız, acı çektik'' var.  Kaldı ki esas oğlan Biro öksüz-yetim ve bir çobanın yanında yetişiyor ancak 7-8 yaşında iken beyin emriyle medrese eğitimine başlıyor ve yörenin ileri gelenlerinden Mam Sefo'nun kanatları altında bir eli yağda bir eli balda bir hayat sürüyor. 

Fırat-Dicle nehirlerinin geçtiği topraklarda barışın olmaması, istisnasız her bir bireyin birbirinin kuyusunu kazması gerçeğine dikkat çekmesini anlıyorum ama öyle bir arabesk var ki roman boyunca içime fenalıklar bastı. 

Kadına bir zevk aracı ve kuluçka makinesi olarak bakan rahatsız edici bir bakış var. Hele Gülizer isimli kızla yaptıklarını anlattığı kısımdan hiç hoşlanmadım. Kadın, Biro'ya hakaretler yağdırıyor, sövüp-sayıyor ama bu adamın iştahını artırdığı gibi kadının kudurganlığını tescillemiş oluyor sanki. ''T..k okşama'' ifadesinden, üstü örtülü erkeklik gösterilerinden hiç bahsetmeyeyim. 

Hikayesi anlatılan Biro, birinci kitapta medrese eğitimi alıyor ve   deneyim kazanmak için uzun seyahatler yapıyor. Hayatının aşkı Ster'le karşılaştığı günle beraber birinci cilt bitiyor. 

Anladığım kadarıyla Osmanlı'nın çöküş yılları boyunca ( Tarih bilgisi geçmiyor ) Ülkemizin Doğu illerinin  halini anlamak benim bu kitapla ilgili tek kazancım oldu. Ülkemiz sınırları içinde, çok kalabalık nüfusa sahip Kürt halkının yaşayışını, geçmişini az buçuk öğrendiğime memnunum. 

Üzgünüm Mehmed Uzun, ikinci kitabı okumayacağım..

Etiketler: