İsyan Günlerinde Aşk

Yazar : Cuma, Ağustos 07, 2015 , , ,

İsyan Günlerinde Aşk


Ahmet Altan..Çoğu kişi için Çetin Altan'ın oğlu ve siyasi bir kişilik. Benim için ise Kılıç Yarası Gibi ve İsyan Günlerinde Aşk'ı yazmış bir adam. Kadın denen karmakarışık canlıyı her haliyle tanıyan bir yazar. Murathan Mungan ve Ahmet Altan kesinlikle dişi ruhları olan erkekler olmalı yoksa mümkün değil bu kadar vakıf olmaları kadınsı duygulara.

İsyan Günlerinde Aşk'ı okumadan Kılıç Yarası Gibi'yi okursanız çok iyi edersiniz. Kim kimin oğlu, kocası, karısı bayağı karışık.Karakterler Kılıç Yarası Gibi'de genişçe tanıtılıyor. 

İlk kez kaç yıl önce okudum hatırlamıyorum. Beni en çok etkileyen kitaplarda ilk ona girer. Ara ara açıp okuyorum hala. Urfa'da çalışırken bir arkadaşa ödünç vermiştim, geri alamadım. Bu da demek oluyor ki neredeyse üç yıldır okumamışım ! Ben çok sevdiğim kitapların kahramanlarını özlerim ayrı kalınca ,tıpkı yaşayan birini özler gibi. Bir süredir Şeyh Yusuf Efendi, Ragıp Bey ve doktor Reşit Paşa'yı anıyordum kendi kendime. Hal böyle olunca listemde o kadar yeni kitap varken tuttum bunu sipariş ettim.

Kitapta ne anlatılıyor? Hikaye ikinci Abdülhamit'in etrafında şekilleniyor. Padişahla birlikte saray hayatını, siyasetin karanlık yüzünü, meşrutiyeti ilan eden Enver Paşa tayfasını ve 31 mart ayaklanmasını okuyoruz. Bu kitabı okuduktan sonradır ki bize gösterilenin sadece görmemiz istenen kadarı olduğunu anladım ve sahnede sergilenen tiyatroya asla kanmadım. Senaristin kim olduğu önemli olan. Kalabalıklara güvenenin daima yanıldığını öğrendim. Bugünlerde tutturulan Demirtaş türküsüne bir tarafımla gülüyorum o yüzden. Perdenin önünde düzgün görünümlü, ağzı laf yapan, karizmatik bir kukla görünce safça sevince bulanan romantik, hümanist arkadaşlarım içinse sadece üzülüyorum (evet, çokça da sinirleniyorum). O kuklanın iplerini kim tutuyor a dostlar?

Kitapta padişahın ağzından söylenen şu cümleye bakın:

" Kalabalıklara güvenme, onlara sakın güvenme. Bizim memlekette kalabalıklar ne zaman ortaya çıksa biri ölür..

Neyse , karakterleri sıralarsam:

Reşit Paşa : Padişahın doktoru

Hikmet bey: Reşit Paşa'nın oğlu

Mihrişah Sultan: Hikmet beyin annesi

Hediye : Hikmet Beyin cariyesi

Mehpare: Hikmet beyin ilk karısı

Şeyh Yusuf Efendi: Mehpare'nin ilk kocası

Binbaşı Ragıp: Şeyhin yakın dostu ve damadı

Dilara Hanım: Ragıp beyin aşık olduğu kadın

Oldukça karışık gibi görünüyor farkındayım ama bütün karakterler birbirine çok güzel bir şekilde bağlanıyor. Kesinlikle sıkılmıyorsunuz okurken.

Beni en çok etkileyen doktor Reşit Paşa ve Şeyh Yusuf Efendi. Onlarla ilgili her satırı büyük bir sevgi ve empati ile hatırlıyorum. Reşit paşa, beni ebeveyn olmak, efendisine sadık olmak, gücünün yetmediği bir kadına aşık olup acıyı soylu bir şekilde göğüslemek, acı ne zaman dayanılmayacak boyuta gelse tarihe sığınmak gibi birçok konuda derin derin düşündürdü.

Şeyh Yusuf Efendi gibi bir dostum olmasını çok isterdim. Dinin asıl anlamını kavramış, darda kalan herkesin yardımcısı, kimsesizlerin kimsesi, tam bir filozof. O da Reşit Paşa gibi kendine huzur veremeyecek bir kadına aşık oluyor, günahla tanışıyor, yaşadığı sürece günahının acısını çekiyor, acısından kaçmasının tek yolu ise Kur'an'a sığınmak.

Hüseyin Hikmet Bey sarayda büyümüş bir paşanın oğlu. İnce zevkleri olan, sanattan anlayan, ilk karısına delice aşık bir adam. Aşağıdaki satırlar onu anlatıyor:

''Özlem bazen dayanılmaz hale gelip sadece ruhunu değil bedenini de hırpalamaya başladığında, sancılı bir hastanın morfin için yalvarması gibi unutmak için Tanrı'ya yakarıyor ama bedeninin bu yakarışına ruhu başkaldırıyor, Mehpare Hanım'ın en güzel hallerini, saçlarını tarayışını, yatak odasına giderken elini tutuşunu hatırlıyordu; unutma ihtimalinin Mehpare Hanım'ın tümden hayatından çıkması olduğunu kavrıyor, âşık herkes gibi o anda unutma fikrine bile tahammül edemiyordu.''

Binbaşı Ragıp, şeyhin bizzat teklifi ile Yusuf Efendi'nin damadı oluyor. Tam bir sofu olan karısını hiç sevmiyor ama şeyhe saygısından ayrılamıyor. Karlı bir kış akşamı karşısına çıkan Dilara hanım sayesinde erkeklik, kadınlık ve aşk hakkında tüm inançlarını değiştiren bambaşka bir yola giriyor. Abisi Cevdet ise İttihat ve Terakki'nin ileri gelenlerinden. Koca imparatorluğu Abdülhamit'in zulmünden kurtarmak gibi gayet masum bir amaçla yola çıkıyorlar ama sonuç hüsran. İktidar ve masumiyet asla yan yana gelmeyecek iki kelime. Bunu anlamaları için ise koca bir imparatorluğun mahvolması gerekiyor.

Kitap aşkın, kadınlığın, erkekliğin, insanlığın bin bir halini anlatıyor aslında. Bütün kitaplar gibi..

İyi okumalar herkese. Birkaç alıntı yapayım:

''Büyük kederleri unutturacak büyük mutluluklar bulmak, derin ve keskin acılar yaşamakta olan insanlar için neredeyse imkânsızdır; taşınması zor bir azabın altında ezilen insanlar, bazen büyük bir mutluluk ihtimali kapılarını çalsa da o kapıyı açacak gücü ve cesareti kendilerinde bulamazlar, hatta sessizce durup kapılarını çalan bu beklenmedik yolcu gitsin diye beklerler; kederli insanları yeniden hayata döndürüp yüzlerini gülümsetecek tılsım küçük, ani ve kısa sevinçlerde gizlidir.''

''Herkes kendinde olmayanı arardı, bazen o aradığı, başkalarının bulmaktan korktuğu bir şey olsa da.''

''Çok güzel bir kadının yatağından yara almadan çıkabilmiş her erkek gibi artık diğer kadınlara biraz yukardan, nasıl söylemeli, biraz küstahça ve küçümseyerek bakıyordu.''

''Daima birisini sevmeye ve birisinden nefret etmeye muhtaç olan kalabalıkların bu iki duygusuna da cevap verip onların her zaman aç olan his dünyalarını varlığıyla doyuran bu adam..''


Not 1: Google'a İsyan Günlerinde Aşk yazdığınızda Alaattin Karaca tarafından yazılmış çok ayrıntılı bir inceleme çıkıyor kitapla ilgili. PDF formatında olduğundan kopyalayamadım. Meraklısına duyurulur.

Not 2: Bu kitapla ilgili yazarken ''Bin kere okudum'' etiketi oluşturdum. Çok sevdiğim, kalpten bağlanıp, vazgeçemediğim eserleri bu etiket altında toplayacağım.

Benzer Yazılar

0 yorum