Yer Demir, Gök Bakır

Yazar : Cumartesi, Haziran 06, 2015 , , ,



Başından sonuna okuduğum ilk Yaşar Kemal kitabı. Ne ayıp. Bir türlü elime geçmedi, fırsat olmadı. Ne zaman ki Yaşar Kemal öldü, azmedip buldum bir arkadaştan.

Kitap Adana'nın yoksul, ıssız bir köyünde , yarı aç yarı çıplak yaşayan köylüleri anlatıyor . Öyle ahım şahım  bir olay yok. Köylüler yazın Çukurova'da topladıkları pamuğu bir aracıya satıyor ve o para ile bütün kış geçiniyor. O sene, köylü, ürün vermemiş bir tarlaya sokuluyor ve aracı Adil Efendi'ye hiç pamuk götüremiyor, borçlarını ödeyemedikleri için de zalimliği ile tanınan Adil'in gazabını üzerlerine çekmekten ölesiye korkuyor.

Köyün tam anlamıyla şark kurnazı bir muhtarı var; Sefer. Şeytana külahını ters giydirir derler ya, o cins bir adam. Muhtarlığı sonuza dek elinde tutmak istiyor. Hasatsız tarlaya denk gelmelerinde parmağı olduğu için ''ne yapsam da köylünün bana cephe almasını engellesem'' diye kara kara düşünüyor. Kendince rakip gördüğü bir de adam var; Taşbaş Mehmet. Köylünün sevdiği, saydığı, dürüst bir adam.

Arka planda korkunç bir kış hüküm sürüyor. Sürekli tipi, fırtına , buz gibi bir hava var. Hiç bir iş yapamadan oturan köylüler ve muhtar kuruyor da kuruyor. Televizyonun, telefonun olmadığı bir zamandayız. Muhtarın Adil'e gönderdiği heyetin kasabaya gidip gelmesi günler sürüyor. Muhtar önce bir hinlik düşünüyor, sonra vazgeçiyor, sonra başka başka kurnazlıklar yapıyor. Bu arada Taşbaş Mehmet nasıl olduğu hiç anlaşılmadan ermiş ilan ediliyor.

Kitabın güzelliği ve okuma hazzı ayrıntı bolluğunda. Kişiler, iklim, konuşmalar, düşünceler öyle güzel, öyle zengin tasvir ediliyor ki kar altındaki harap köy gözünüzün önüne geliveriyor.

Birkaç örnek vereyim:

''Çok şükür bu yıl açlıktan ölen olmadı. Bahara ulaştılar. Toprak yeşerene kadar unluğu evde tutabildin mi korkma. Toprak  yeşerince hasada kadar madımak çıkar,kaynatır, tuzlar yersin. Kuzu etinden lezzetli olur''

''Evden eve küçük, eski, yırtık teneke parçalarının üstünde kadınlar köz taşıyorlardı.Bu, bahar geldi demekti.Evlerde bütün kış sönmeden yanan ocakların söndüğüne delalettir. Köyde en değerli araç kibrittir. O yüzden köylü kadınlar evden eve köz taşıyarak ocaklarını yakarlar. Bu daha çok alaca karanlıkta böyledir. Akşam üstleri köyün içi yıldız yıldızdır.''

''Ocaklığın yanında yüklük, yüklük önünde çuvallar, sağ köşede yufka ekmeğin selesi asılı. Ocağın sağında odunlar yığılı. Ocakta ateş, başında da bir köşeye büzülüp kalmış üç çocuk. Analarının yaralanmasının kederi yüzlerinde. 

Kapı evi ikiye bölüyor. Ocaklık tarafı ev, öbür yanı ahırlık. Evin içinde saman, ekşi tere benzer bir hayvan kokusu. Bir de taze sığır pisliği kokusu''

Uzun yıllar Adana'da pamuk tarlalarında çalışan Yaşar Kemal, bir köyde doğup büyümüş. Aksi düşünülebilir mi? Köyün, köylü olmanın, bozkırın ruhunu öyle iyi kavramış ki anlatımımda eksiği değil fazlası var.

Heyecanla okunacak bir kitap değil ama kesinlikle zevk veriyor ve aydınlanma duygusu yaşatıyor. Hele ki yarın yapılacak genel seçim öncesinde.

Huzurla uyu Yaşar Kemal.

Benzer Yazılar

0 yorum