Cafe Fernando, Cenk Sönmezsoy

Yazar : Perşembe, Kasım 06, 2014 , ,

KAFE FERNANDO

''Değerli Okur,
Neden daha önce sana mektup yazmadım diye düşünüyorum şu anda. Halbuki ne kadar da severim mektup yazmayı. Çizgisiz, bomboş bir kağıda kurşun kalemle cümleleri dümdüz döşemek için çabalamaya da gerek yok burada… Nedenini boş verelim şimdi. Daha önemli bir konumuz var.
İlk yemek kitabımı yazıyorum.

Bu cümleyi sana yazmak tam dört ayımı aldı. Amacım, böyle güzel bir haberi senden saklamak değildi elbette. Ancak zaman bulabildim desem? Yalan. İçimden ancak şimdi geldi desem? Daha büyük yalan.
Ağzımdan o cümle çıktıktan sonra geri dönüş olmadığını bildiğim için bekledim bugüne kadar. Evet, asıl sebep bu. Bunu sana anlatmayı bir olay haline getirmemin aslında birçok sebebi var. Vaktin varsa, en başından başlamak isterim.
Geçtiğimiz Şubat ayında, doğum günümün ertesi günü, Okuyan Us Yayınevi’nden bir e-posta aldım. Konuyu tahmin edersin… Okur okumaz tepkim ne oldu dersin? Sevinç? Şaşkınlık? Gurur? Mutluluk? Heyecan? Hepsi?
Aslında hiçbiri. İlk hissettiğim şey “telaş” oldu. Hemen yerimden kalkıp evde dolanmaya başladım. Nedense önce banyoya gidip uzun uzun dişlerime baktım. Bir aptallık hali işte. Galiba ocakta bir şey pişiyordu, dikkatimi dağıtmasın diye hemen altını kapattım. Arkamı dönüp makinede buz gibi olmuş kahvenin son kalan yarım bardaklık kısmını alelacele bir bardağa koydum. Sonra, elimde kahve yürürken, kitaplıktaki yemek kitaplarımı gördüm. Çok sevindim meşgul edecek diye; hemen boy sırasına renk sırasına konu sırasına dizmeye girişeyim dedim, ama anında sıkıldım. Masanın üzeri kağıt yığınıydı; onları toplamak da içimden gelmedi. Sonra bilgisayarın başına oturdum, gelen e-postayı tekrar okudum.
Okuyan Us ekibi olarak blogumu yakından takip ediyorlarmış. Aralarında tariflerimi de deniyorlarmış. Sonra konu kitap projesine geliyor.
Midem düğümleniyor.
Heyecandan kaynaklanan mide düğümlenmesi değil bu, çok iyi biliyorum. Mesela aynada dişlerime bakıyorum ama aklımdan kitapta kullanılacak fontlar ne olacak, ciltli mi olsun ciltsiz mi, meramımı 400 sayfada mı anlatabilirim 800 mü gibi sorular geçiyor. Şu kitapları boy sırasına soksam mı diye boş boş bakıyorum ama asıl istediğim jet hızıyla ebay’e girip fotoğraflarda kullanacağım tabakları araştırmak. Biliyorum ki bilgisayar başına oturup cevap yazınca bunların hepsi geçecek, dolayısıyla oturuyorum yerime, teşekkür edip seve seve toplantıya geleceğimi bildiriyorum...''
Bu satırlarla duyurmuş kitap projesini Cenk Sönmezsoy. Yazının tamamını okuduğunuzda bu adamın neden fenomen olduğunu, yeme- içme aleminde efsaneye dönüştüğünü anlıyorsunuz. Ortada korkunç bir emek var. Adam yapacağı bir tart hamuruna kimilerinin çocuguna göstermediği özeni gösteriyor. Kullanacağı malzeme için babası pazar pazar dolaşıyor, fotoğraflarda kullanılacak tabak çanak için İstanbul'un altını üstüne getiriyor. Bir işe yüreğini koymak ne demektir sorusunun cevabı Kafe Fernando.
Kitap görsel olarak bir şölen, okuması acayip keyifli. Tariflerden çok Cenk'in anlattıklarını, maceralarını merak ettiğim için okurdum doğrusu .Tuğla büyüklüğünde ayrıca. En çok hediye edilen kitaplardan biri olacaktır tahminimce, hele ki mutfak sever biriyse hediye verilmek istenen kişi.
Yayınevi bir sene vermiş kitap için ,Cenk'in kafasındaki süre beş yılmış, kitap tam üç yıl sonra yayınlanmış. Diyorum ya adam bir değişik.
Tarifler ve fotoğrafları olağanüstü, misal:



Cafe Fernando, Cenk Sönmezsoy



Henüz hiç birini denemedim. Ben yeme kısmından çok işini sevmesine, tutkulu kişiliğine hayran olduğum için Kafe Fernando'ya uğruyorum. Ruhuma iyi geliyor. Hayranları, aynı isimli minik bir kafe açması konusunda çok ısrarcıymış, öyle bir şey yapsa ne güzel olur. Uçağa atlar giderdik di mi Baharcan? (Bu adamla tanışmama vesile olmuş kıymetli kişidir kendisi, bana kapaktaki pastadan yapma sözü var ayrıca)

Benzer Yazılar

0 yorum