Hastalık İyileşmeye Giden Yoldur-2

Yazar : Cuma, Haziran 06, 2014 , , ,



Kitabı değerlendirmeye devam ediyorum. Gecikmenin nedeni kitabın sonlanış şeklinin beni çokça şaşırtması oldu. Yazarlar, AIDS'ten kansere, uykusuzluktan depresyona, ev ve iş kazalarından tırnak yeme, kekeleme gibi bağımlılıklara kadar pek çok hastalığı irdeledikten sonra nihayet bir milyon dolarlık soruyu soruyorlar: Ne yapmalı?

Kitaptan aynen alıntılıyorum:

'' Hastalıkların bize getirdiği mesajları anlamaya yönelik bu kadar düşünce ve çabadan sonra , hasta insanlar için bir soru hala havada kalıyor: Bütün bu bilgiyle nasıl iyileşirim? Şimdi ne yapmalıyım?

Bu tür sorulara cevabımız her zaman tek bir kelimeden oluşur: BAKMALISIN! Bu cevap önce çok basit ve faydasızmış gibi görünür. İnsan daha önemli şeyler yapmak, herşeyi değiştirmek istiyordur oysa, ''bakarak'' neyi değiştirebilir ki? İşte bu sürekli ''değiştirmek isteği'' yolumuzun üzerindeki en büyük tehlikelerden biridir. Aslında değiştirilmesi gereken hiçbir şey yoktur - kendi bakış şeklimiz dışında. Bu nedenle bizim önerimiz ''bakmanızdır''.

İnsan bu evrende ''görmeyi öğrenmek''ten fazlasını yapamaz- bu ise en zor iştir. Gelişme sadece bakış şeklinin değiştirilmesine bağlıdır...

Sonuçta , bu dünyada kendi görüşümüz dışında düzeltilecek ve değiştirilecek hiçbir şey yoktur. Böylece en zor problemler bile tek bir formüle indirgenebilir: Kendini tanı! Bunun çok zor olması ,bizi devamlı dışarıyı diğer insanları ve çevremizi tanımaya yöneltir. Bütün bu mükemmel kuramların, sistemlerin ve çabaların bir kenara atılması, bunların yerine çok basit bir kavramın ''kendini tanıma''nın konması insanları çılgına çevirir.

Kendini düzeltmek, sadece kendini olduğu gibi görmeyi öğrenmektir. Kendini tanımak ,''ben''i yani egoyu tanımak değildir.''Kendi'' bir okyanus ''ben'' ise bir bardak sudur. ''Ben''imiz bizi hasta yapar, ''kendi'' ise iyileştirir. İyileşmeye giden yol ''ben''den ''kendi''ne , hapisten özgürlüğe, kutuplaşmadan birliğe doğru giden yoldur. Hastalık bize birliğe giden yolda ne eksiğimiz olduğunu gösterir. Amaç eksik olanı görmeyi öğrenmek ve onu bilincimize kazandırmaktır.Bizim yorumlarımız ise insanın bakışlarını ,onun görmeden geçip gittiği şeylere yöneltmeyi hedefler.İnsan bu eksikliği bir kez gördüğünde , onu gözden kaçırmaması ve dikkatlice bakması yeterlidir. Sadece sürekli ve dikkatli bir inceleme bile engelleri aşar ve bulduğumuz eksiklikle bütünleşmek için gerekli sevginin büyümesini sağlar.Gölgeye bakmak onu aydınlatmak demektir.

Hastalıkla birlikte keşfettiğimiz bir prensipten hızla kurtulmaya çalışmak , sık rastlanan ancak tamamen yanlış olan bir tepkidir. Bilinç dışı saldırganlığını nihayet keşfeden bir kimse korku içinde şu soruyu sorar  '' Bu korkunç saldırganlıktan nasıl kurtulacağım?'' Cevap açıktır : ''Hiçbir zaman kurtulamayacaksın, sadece onun varlığından faydalanmaya bakmalısın''. Bu istememek duygusu gölgeye neden olur ve insanı sağlıksız hale getirir.

Bir hastalık belirtisinde kendimizde eksik olanı bulduğumuz zaman, bu belirtiyi sevmeyi öğrenmek eksiklerimizi tamamlamak için yeterlidir. Sabırsızlıkla belirtinin kaybolmasını bekleyen bir insan , bu kavramı henüz anlayamamış demektir.  Hastalık belirtisi , gölgedeki prensibi yaşar. Eğer belirtiyi kabul edersek  hastalık görevini yerine getirmiş olur ve gereksiz hale gelir .( Ağrılar, sızılar geçer mi peki?) Hastalığa direnç göstermek ise karşı baskıya neden olur . Hastalık belirtisi ancak , belirtiler hasta için önemini kaybettiğinde yok olur. İnsan bu konuma sadece ''bakarak'' ulaşır.

İyileşme ancak bilinç düzeyinde elde edilir.Kişinin , ilk bakışta görmek istemediklerini görebilmesi için ,hep daha derine inmesi gerekir. Kendine karşı körlüğü aşabilmek için uygulanan süreçler, günümüzde psikoterapi olarak adlandırılır. ..Eski bir ön yargı ile psikoterapinin ruhsal hastalık belirtilerini tedavi eden bir yöntem olduğu düşünülür.Oysa bu doğru değildir.Psikoterapi kendini tanımayı ve bilinç dışı içeriklerin bilinçlenmesini hedefler. ..

Psikoterapiyi anlatırken ''reenkarnasyon terapisi'' adını taşıyan yöntemden söz etmemiz gerekir....Bu kitabın kuramsal bölümündeki bilgilerden , reenkarnasyon terapisinin ne olmadığını anlayabiliriz: Bizim aradığımız , bir hastalık belirtisinin , önceki yaşamlardan kaynaklanan birtakım nedenleri değildir. Zamana yayılmış bir psikoanaliz de değildir...Reenkarnasyon terapisinin bu şekilde adlandırılmasının nedeni , bu terapide bilinçlenmenin ve geçmiş hayatlarımızda yaşananların , geniş bir yer tutmasıdır...Bu kitapla , insanın bütün probleminin gölgesinde bulunduğunu detaylı olarak açıkladık. ..Bizim tekniğimiz her şeyden önce , kişinin bu yaşamdaki biyolojik gölgesinin ötesinde , daha büyük ,karmik gölgesi ile karşılaşmasını sağlar. Bu kolay olmayan karşılaşma, iyileşmeye giden tek yoldur. ...

Bizim tecrübemize ve görüşümüze göre psikoterapi, bedensel hastalıkları gerçekten iyileştirmek için başarı umudu taşıyan tek yöntemdir.

İnsanlar hastalanarak iyileşmeye zorlanırlar. Psikoterapinin görevi , bu gelişim ve dönüşüm sürecinde , insanlara yardımcı olmaktır. Bu nedenle bizler, terapi sırasında , kişinin hastalıklarıyla birlik olarak, hastalığın iyileştirici hedefine ulaşmasına yardım ederiz- çünkü beden her zaman haklıdır. Tıp ise tersini uygular- hastalıklara karşı hastalarla birlik olur. Bizler daima, gölgenin bulunduğu tarafta dururuz ve onun ışığa çıkmasına yardım ederiz; hastalığa ve onun belirtilerine karşı bir savaş vermeyiz.

Hastalık, insanın büyük şansı, kıymetli mal varlığıdır. Hastalık, iyileşmeye giden yolda kişisel öğretmenimiz ve rehberimizdir. ..Hastalığı bir yol olarak kavramayı öğrenenlerin önünde , yepyeni bir dünya açılacaktır. ..Bizim isteğimiz daha çok , bu kutuplaşmış dünyanın çatışmaları ve problemleriyle dürüstçe göz göze gelme cesaretini yaratmak ve ''çatışma düşmanı'' dünyamızdaki imgeleri parçalayarak dürüstlüğe yol açmaktır...

Hastalık İyileşmeye Giden Yoldur

Kitap bu şekilde bitiyor. Özellikle altı çizili cümleler bana çok doğru geldi. Tıp eğitimim boyunca kafamı kurcalayan konulardı bunlar. Hastalığın kökenine inmeden sadece belirtileri ''savuşturmak'' uzun vadede ne hastayı ne hekimi mutlu ediyor ayrıca. Amma velakin bir taraftan da şöyle diyorum:
Tamam, iyi ,hoş ,hepsine eyvallah. Ama ağrılar, iltihaplar , kaşıntılar yani belirtiler benim canımı yakıyor. Keyfimi kaçırıyor. Başım ağrıyorsa, karnım ağrıyorsa bu ağrının durmasını istemem gayet doğal değil mi? Veya bozulmuş bir şeker metabolizmasıyla günlük hayat sürdürmek mümkün değilse hasta ne yapmalı?

Gayet ayakları yere basan tarzda başlayan kitabın iyileşme kavramını reenkarnasyon terapisi ve psikoterapiye bağlaması beni şaşırttı ve biraz da hayal kırıklığına uğrattı. Bu durumda yapacak tek bir şey kalıyor benim için : Okumaya, öğrenmeye devam ..

Benzer Yazılar

0 yorum